FORUM

Tartisma Forumu
 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 İdris-i Bitlisi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Torné Thuji



Mesaj Sayısı : 215
Yaş : 70
Kayıt tarihi : 06/02/08

MesajKonu: İdris-i Bitlisi   Perş. Şub. 25, 2010 6:00 am

Osmanlı-Kürt İttifakı

İdris-i Bitlisi

25.02.2010--*--http://www.gomemis.com/portal/haberdetay.asp?ID=73

19. YÜZYILDA KÜRTLER

Rusların, 1800 ile 1900 arasında yayınladıkları ve Osmanlı-Rus Savaşlarında Kürtlerin rolünü ele alan bir kitap, 1925 yılındaki Şeyh Sait İsyanı üzerine, Türk Genelkurmay İstihbarat Dairesi’nde görevli olan bir subay tarafından Türkçeye de çevrilir. Kitabı daha sonra Muhammed(Hoko) VARLI(Xani) adındaki bir eski asker, Arap alfabesinden Latin alfabesine çevirir. Kitabın arkasında bu durumu Muhammed (Hoko) şöyle izah etmektedir.

“Ben Muhammed (Hoko) VARLI (Xani). 1895 yılında Van’ın Erdiş(Erciş) Zilan Deresi (Gelyé Zilan) Bunizli (Bünüzlü) köyünde, Seyran ve Molla İbrahim’den dünyaya geldim. Memleketimin adetleri üzerine küçük iken babamın yanında, babamın ölümü üzerine ise Dayım Molla Abdullah’ın yanında okudum. Medrese hayatıma Ağrı’nın Patnos kazasında devam ettim. Birinci Dünya Savaşı’nda, Kor Hüseyin Paşa’nın birinci alay, birinci bölüğünde savaşa katıldım. Biraz okur-yazar olduğumdan sevilirdim. Hesenan Aşiretleri İsyanlarına karşı savaşan Hüseyin Paşa’nın birliklerine katılmadığım için aydan atıldım ve evimi de Hüseyin Paşa’nın kontrolündeki mıntıkanın dışına, Tutak (Sipikan) Nahiyesi’ne götürmek zorunda kaldım. Bu elinizdeki kitap, okur-yazar olduğum için, 1927’de, mezkür (adı geçen) Paşanın yakınları tarafından bana verildi.

Bu kitabı Latin harflerine çevirmek için 1949’da başladım. Malum, gizli tuttuğumdan dolayı çok geç bitirdim. 1967 yılında oğlum Abdullah Varlı’ya tab etmek üzere verdim.”

Not; Muhammed (Hoko) 07.07.1974 yılında vefat etmiştir.

Sanıyorum oğlu, 1995 yılında bu kitabı, ufak tefek imla ve yazım kuralları dışında aynen, Sipan Yayınlarından yayınlatıyor. Ben tesadüfen eski bir kitapçıda bulduğum bu kitaba başka yerde rastlamadım. Sanırım piyasada yoktur.

Kitaptaki bilgilerde Dersim ile ilgili bölümler vardır. Özellikle 1877-1878 yılındaki Osmanlı-Rus savaşı döneminde, Dersim Aşiretlerinin tutumu ile ilgili çok önemli bilgiler mevcuttur. Bu bilgileri, o zaman Erzurum’da bulunan bir Rus memur, gizlice İstanbul’daki Rus konsolosuna rapor ediyor sürekli. Bu raporlar da daha sonra Ruslar tarafından kitaplaştırılıyor. 1925 yılında da Türk Genelkurmayı kitabı Türkçeye çeviriyor.

Kitabın girişinde Muhammed (Hoko), Osmanlı ile İran arasında, 1500’lü yılların başında meydana gelen çatışmayı, uzun bir dipnot şeklinde vermektedir. Bu dipnottan anlaşıldığı kadarıyla Muhammed (Hoko), Osmanlı dönemine ait önemli tarihi yazma eserleri de okumuş ve oldukça malumat sahibidir. Bu dipnotu çok önemli gördüğüm için aynen aşağıya aktarıyorum. Çünkü bu güne kadar, özellikle Dersim Kızılbaşlarının (ve diğer Alevilerin) çektiği tüm sıkıntıların ve acıların kaynağı, 1500’lerin başındaki bu ayrışmadan doğmaktadır.

Bir sonraki yazıda ise, kitaptaki, 1877 tarihli Rus görevlisinin Dersim ile ilgili raporundan önemli kesitleri buraya aktaracağım.

Mehmet Yıldırım





Kitap sayfa 2 ve sayfa 3’teki dipnot;

“Bu konuda yaptığım araştırmaya göre ne bazılarının iddia ettiği gibi(Rus yazarı kastediyor M.Y.) Kürdistan, İdris adında Bitlisli bir Kürt tarafından işgal edilmiş ve ne de gösterdiği görüşlerin uygulanmasına karar veren Yavuz Sultan Selim aynı şekilde Kürdistan’ın idaresini de İdris’e devretmiştir. İdris, Halife ve Sultan Yavuz Selim’e danışmadan Hasan El Keyf’in mülkiyetini, Eyyubi Hanedanlarından Melik El Halil’e devreder ve idaresini istediği gibi yürütür.

Bu konuda yaptığım araştırmaya… ne Kürdistan İdris tarafından işgal edilmiş ne de Kürtleri, Yavuz Sultan Selim’e hibe etmiştir. Adlarını aşağıda vereceğim 25 yerli Kürt Beyleri ile Yavuz Sultan Selim’in aralarında vardıkları anlaşma ile Kürdistan halkı Osmanlılara müttefik olmuştur. Sonra Kürtlerin saflığı ve Osmanlıların kurnazlığı sonucu, Osmanlılar 1837 yılında kesin işgale kalkışmış ve 1856’da da işgal sonuçlandırılmıştır.

Hadise şöyledir: Kürt Beyleri, Uzun Hasan ile müttefik yaşıyorlardı. Amasya (Avmasya) Kürt Emareti daha önce, Kadı Burhanettin’le yapılan mücadele neticesinde, Emaret hanedanı ve akrabalarını (Mazaka) Kayseri’ye getirilerek yerleştirilmiştir. Bugün Kayseri’de bulunan Kürt mahallesi o münasebetle devam ede gelmiştir (Amasya Tarihi Eski H.). Bu kültür merkezi Osmanlıların eline geçtikten sonra Çemişkezek Emareti, Fatih’in Trabzon’u işgal etmek için kullandığı bir merkez haline gelmiştir (Şeyh Mehmet’in oğlu imiş). Birçok kere Fatih, Çemişkezek’ten Trabzon’a gidip gelmiştir. Kuzeybatı Kürdistan, Osmanlıların eline geçer. Bu Kürt Şeyhi, daha sonra olayların mahiyetini anlar, Emire anlatır fakat iş işten geçmiştir (Aşıkpaşa Tarihi).

Uzun Hasan ilme ve alimlere çok hürmetkar davrandığı için, yanına İslam alimleri her taraftan akın ederdi ve gereği gibi saygı görürlerdi. Bunların arasında Şah İsmail’in dedesi Şeyh Cüneyt ve İdris’in babası Hüsamettin Ali Bitlisi de vardı. Hüsamettin Ali, Uzun Hasan’ın sarayında Münşi (katip) olarak görevini ifa ederdi. O esnada Doğu Kürdistan’dan sayılan Erdebil kentinde oturan Şeyh Seyfiyüttin-i Erdebil’in meşhur tarikatı ve Şia propagandası yayılmaktaydı.

Buna karşı Bitlisli Suhraverdi tarikatının gözde şeyhlerinden Şeyh Ammir Bin Yaser El Bitlisi’nin tarikatı, hem orta Kürdistan’da hem de Doğu Kürdistan’da ile Hazar Denizi’nin güney kıyılarından Mazenderan’a doğru yayılmakta idi. Bu tarikat Sünnilerin etkinlikleriyle sürekli yayılarak adeta Şia mezhebine karşı bir set oluşturuyordu. Doğu Kürdistan ve Güney Hazar Denizi ile Mazenderan’a doğru yayılmasına çalışan meşhur tasavvufçulardan Necmettin El Kübra, küçücük yerli beylerin himayesiyle, yayılmaya devam ediyordu. Çünkü Necmettin, El Bitlisi’den aldığı düsturu durmadan büyütmeye çalışırdı. Batı Kürdistan’da bu tarikat, temsilcisi Ali Bitlisi’nin (Uzun Hasan’ın katiplik görevini sürdürüyordu) vasıtasıyla yayılıyordu. Hüsamettin Ali’nin ailesi geniş ve ilim erbabları olduklarından her yerde hürmete şayan ve sözleri geçerliydi. Örneğin; Mısır’ın Memlük Hükümdarları ile son Abbasi Halifesi saraylarında fetva makamına getirilen Hasan Ali El Bitlisi, Hüsamettin Ali El Bitlisi’nin kardeşidir(İdris’in amcası).

Erdebil’den Amid’e(Diyarbekir) gelen Şeyh Cüneyd, Uzun Hasan’ın sarayında çok rağbet gördüğünden Uzun Hasan, Pontos(Trabzon) Kralı’nın kızından olan kendi kızı (Begüm Hatice Hanım) ile Şeyh Cüneyd’i evlendirir. Şah İsmail’in babası Şeyh Haydar, bu evlilikten dünyaya gelir ve ileride bölünmelerine sebep olacak olan hadiseler, kanımca bu izdivaçtan mütevellit irsiyet hadisesi, neden olur.
Kaynaklar (Hedaık El Şeka İk, Tac Et Tevarih, Nesefi Tarihi, Hammer Osmanlı Tarihi Mehmet Ata Tercümesi, Osmanlı Müellifleri, Kamus El Alam, Tarihi Vasfi, Tarihi İzzi, Futuhat El İslamiye Şerefname, Farsça, Tarihi Erdebil, Tarihi Azerbeycan, Azerbeycan Büyükleri Şarh-ı Hali Abbas Mirza ve Erdebil, Tarihi Ara-i Abbas, Rus ve İran Savaşları v.s.)


Sultan Mehmed Fatih’in, Uzun Hasan’a indirdiği büyük darbeden sonra Uzun Hasan, başkenti olan Amid (Diyarbekir)’i bırakarak Tebriz’e taşınır ve orayı başkent yapar. Amid’de bulunan divan ve hükümet erkanlarını da Tebriz’e taşıtır. Bu arada Hüsamettin Ali Bitlisi ve ailesi de beraberinde Tebriz’e taşınmışlardır.

Tebriz’e taşınan Hüsamettin Ali aynı görevine (divan ve devlet tanzimine) bakmaya devam etmiştir. 1478 yılında Uzun Hasan’ın ölümü üzerine, yerine oğlu Yakub geçer. Bu yeni başkanın devlet işlerini düzenleyen Hüsamettin Ali, daha sonra Hac’dan Tebriz şehrine uğrayan meşhur Kürt alim ve mutasavvıflarından Molla Cami (Abdurahman Nurettin Cami) ile bir çok sohbetlerde bulunur. Kısa bir müddet sonra Hüsamettin Ali, görevinden kendi iradesiyle ayrılır ve 1495 yılında öldüğünde Tebriz kentinde gömülür. Saray kâtipliği yapabilecek biri aranır. Başvuranların arasından Hüsamettin Ali’nin oğlu Hakim eddin İdris el Bitlisi seçilir ve saray münşiliğine (katipliğine) getirilir.

Yakub’un ölümünden sonra yerine geçen oğlu El Emir Sultan Rüstem’in yanında İdris El Bitlisi, gene aynı görevine devam eder. Sultan Yakub taraftarı olan Şirvan Şahı Ferah Yaser, kendisi ile çarpışan Şeyh Haydar’ı öldürür ve geride kalan Ali, İbrahim ve İsmail adlı oğulları, Yakub’un emri ile İstahr’a sürgün edilir. Daha sonra İbrahim kurtularak, Şirvan Şahı ile savaşır ve üstün beceri ile Şirvan’ı ele geçirir. Fakat Sultan Rüstem, hile ile İbrahim’i öldürür. Zamanla büyüyen İsmail, kardeş, baba ve dedesinin intikamını almak için fırsat kollar. 1501 yılında Şirvan’ı alarak, dede ve babasının intikamını alır ve Tebriz’e hücum ederek Akkoyunluların hakimiyetine son verir. Divan ile hükümet erkanlarını kendisine bağlatır.

Bu esnada İdris, velinimetini kaybettiğinden, kaçmak ister. Daha sonra Hac bahanesiyle Hicaz’a giderken, doğrudan İstanbul’a gelir. Sultan Beyazıt (Yavuz’un babası) tarafından iyi karşılanır ve sarayda günlük olayları yazmakla görevlendirilir. O da durmadan Şah İsmail’e karşı, Sultan’ı ve devleti kışkırtır. Buna vakıf olan divanda bulunan devlet erkânları Sultan’ı zorlarlar ve Sultan Beyazıt da İdris’i saraydan uzaklaştırır. 1512 yılında, Hac bahanesiyle, deniz yoluyla Mısır’a gider ve amcasının oğlu olan Hac Emiri, Ammir Bin Hasan Ali El Bitlisi ile birlikte hacca gider. Geri dönerken Mısır’a gitmek ister fakat aynı yılda ölen Sultan Beyazıt yerine geçen Sultan Yavuz Selim, İdris’i kesinlikle İstanbul’a çağırır ve arzularına kulak verir. (Oysa Yavuz babası Beyazıt’ı darbe ile tahttan indirip, zehirleterek öldürtür. M.Y.). Yavuz Sultan Selim daha evvel Trabzon’da vali iken, Şah İsmail’in çatışmalarını dikkatle izlerdi. Bu nedenle İdris’in eline, bu konuda ne lazım ise verir. İdris de bütün imkanlarını sarf ederek, eski beylerinin ve baba dostlarının intikamını almak için hazırlık yapar. Kızılbaşların kanlarını mubah kılar.

İşte bu esnada Şah İsmail tarafında; Amid’de Genel Valilik görevini sürdüren Mehmet Han, Çaldıran savaşında ölürken, yerine kardeşi Karahan aynı göreve atanır ve Kürdistan’ı İran’a bağlamak için büyük çabalar sarf eder. (Burada bir yanlışlık olmalı çünkü Çaldıran Savaşından önce olmalı bu bahsi geçen bağlama çabasının M.Y.)

Şah İsmail 1501’de yapmış olduğu savaşlarda üstün dehasıyla Akkoyunlu ve Karakoyunluların hakimiyetlerine son verirken, Osmanlıların elinde kalan Çemişkezek ve Amasya ile Kölemenlerin elinde kalan Adıyaman, Urfa ve Halep’in dışında Kürdistan, ilk defa bütünüyle bir elin hakimiyetine geçer. Benderi Abbas’tan Sivas’a, Erdebil’den Basra Körfezi’nden Akdeniz’e kadar bir “Birleşik Kürdistan” havası hissedilmeye başlanır.

Şah İsmail’in bu üstün başarısı sonunda Şia Mezhebi’nin tahrikiyle, elindeki toprakta, gerek ibadette gerekse hukukta bazı değişiklikler yapmıştır. Ezcümle; ezana, “VE EŞHEDÜ ENNE ALİYEN VELİYÜLLAH” eklenmiştir. Bu da Sünnileri çileden çıkartmak için yeterli bir etkendi. Bunlar da İdris’in propagandalarına yaradı ve öyle bir zaman geldi ki Şia Mezhebi, batı Kürdistan’ın resmi mezhebi olacak duruma yükseldi. Trabzon’da valilik yapan Yavuz’un destek ve direktifleri, Sünni Kürt alimlerinde, İdris’in yanında yer almalarına neden oldu.

Çaldıran Savaşı (23 Ağustos 1514) galibi Sultan Selim ile beraber savaşa çıkan idris, savaştan sonra Tebriz’de kalarak Büyük Cami’de halka hitap ediyordu. Yavuz savaş alanını terk ederken Amasya’da kışı geçirir. İki ay sonra Amasya’ya dönen İdris, Sultan ile Kürdistan’ın ittifakı üzerine çalışır ve bir ittifak fezlekesi düzenlerler. Daha sonra bu ittifak tezkeresini hükümet reislerine (25 Kürt beyi o vakit hükümet denilen olguya sahip) gönderirler. Daha sonra bazı değişiklikler yapılarak bu tezkire kabul edilir. Bu görevi yürüten İdris, birçok dirayetli yöre valisini de yanına alarak bu işe başlar. Daha önce egemenliğine aldığı Hacı Şadi Emareti, Amasya Hükümeti ve Çemişkezek Emareti ile Amid ve kendisine bağlı on Kürt hükümeti; Bitlis, İtak (Etak), İmadiye, Cizre, Eğil, Hizan, Garzan, Palo, Hasankeyf, Mayafarkın (Silvan), Siirt, Mahmudiye, Urmiye, Çolemerk, Cerzekil, ve Görki, Mecenkürd, Pertek, Merdas, Süveydi, Pazoki, Kiği, Sasun, Çermuk-Çermik, Aspayird, Zıriki (Mardin) ile ittifak kurar. Yukarıda adı geçen Kürt Hükümetlerini gerek sözlü ve gerekse tazyik ile egemenliği altına almıştır. Karadeniz Beylerbeyi Bıyıklı Mehmet Paşa, Sivas Beylerbeyi Sait Paşa, Konya Beylerbeyi Hüsrev Paşaların komuta etikleri askerlerle İdris’e tabi 15.000 Kürt, Kürdistan’a hücum ederlerken (Kızılbaşlara karşı M.Y.), Şia Mezhebine tabi Kürtlerin katliamını mubah sayarak halkın kalbine korku salarlar. Daha sonra bu vicdansızlığa tahammül edemeyen Sivas Beylerbeyi Sait Paşa geri çekilir. İdris, Bıyıklı Mehmet Paşa ve Hüsrev Paşa hareketi (katliamları yani M.Y.) sürdürürler. 1516 yılında Yavuz Sultan Selim, Arabkir’den Hasankeyf’e kadar Amid dahil olmak üzere şekli ve mülkiyetiyle İdris’e verir. Böylece İdris’i kendine bağlar ve Mısır fethine görevlendirir. İşte İdris, yeni ağasının nimetine karşı ifa etmek için, Mısır’da bulunan akrabalarını faaliyete geçirir ve işgale zemin hazırlar.

1517 yılında Mısır’ın işgalinden sonra aynı yıl içinde İstanbul’a gelen Abbasilerin son Halifesi Mütevvekil Alalallah Muhammed, Emanet-i Mukaddesi, Yavuz Sultan Selime teslim edince, artık Osmanlılar hem Sultan hem de halife oluyorlardı. Yani eskiden halifenin tasdikiyle kendi adına hutbe okutarak icrayi ahkam ederdi. Fakat şimdi kendi iradesine sahipti, yani bu gün ki dille, bağımsızlığına kavuşmuştu. Bu hilafet unvanı uzun bir müddet İslam alimleri arasında eleştiri konusu olur. Zira halife olan kişinin soylu olması ve hatta bazılarına göre Kureyşi olması şarttı.

Bu esnada idris ve aveneleri, Yavuz Sultan Selim’e bir soy kütüğü yaparak, Hz. İbrahim’e kadar ve oradan da Hz. Adem’e kadar bir bağ kuruyorlardı. İbrahim’in Ketuna-Katura adındaki eşinden gelen Kürtlerle akraba bağlarını kurarlar. Bundan dolayı Osmanlılara Kürtler’in “birazi”si (Zazaca’daki bıraza, yani kardeş çocuğu M.Y.) denilmektedir. “Kürtlerin soyluluklarından şüphe duyulmadığı gibi, Osmanlıların soyluluklarından da şüphe duyulmamaktadır. Osmanlıların hilafete layık ve ehil olmalarından şüphe duyulmamalıdır” şeklinde bir genel kanıyı yaymaya çalışmışlar ve Kürtler ile Osmanlılar arasında istikrarlı bir bağ kurmuşlardır.

Özet: İdris hem Akkoyunlular’n intikamını Şah İsmail’den almaya ve hem de kendisine bağlı bir Kürdistan idaresine talipti. Ve başardı. 1520 yılından sonra bazı yetilerini kullanamaz duruma düşen İdris 1523 yılında ölür.”

Editör: Mehmet Yıldırım


En son Torné Thuji tarafından Paz Tem. 04, 2010 1:14 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi (Sebep : http://www.gomemis.com/portal/haberdetay.asp?ID=73)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
İdris-i Bitlisi
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
FORUM :: DERSIM FORUMU-
Buraya geçin: