FORUM

Tartisma Forumu
 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 DERSiMiN ONUR SAHiPLERi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Torné Thuji



Mesaj Sayısı : 215
Yaş : 69
Kayıt tarihi : 06/02/08

MesajKonu: DERSiMiN ONUR SAHiPLERi   Cuma Mart 12, 2010 2:46 am

BEXTÊ CUAMÊRDU//CAMORDU :



GÖMÜLME HAKKI

Dr. Daimi Cengiz

Yıl 1937. Dersim bilinen askeri harekâtlardan birine daha maruz kalır. Önce halktan silahlar toplanır. Öncelikle Abasan, Haydaran, Demenan, Qırğan vd. bazı aşiretlerin meskun oldukları dağlık alandaki köy ve mezralar devletçe boşaltılır. Batı Anadolu’da kendilerine arazi ve ev verilmek üzere sürgün talep edilir.


Genç cumhuriyetin otoritesinin sağlanması, asker ve vergi alımlarının kusursuz gerçekleşmesi için geleneksel kurumlar ve otorite ile cumhuriyet devleti karşı karşıya gelir. Devlet çözümü, yerli iradeye aldırmadan silahlı mukavemette ve bölgeyi insansızlaştırmakta bulur.



Aşiretler silahlarını teslim ederler. Buna rağmen dağlı aşiretler tamamen, diğerleri ise kısmen sürgün edilmek üzere Munzur ve Pülümür vadileri boyunca açık toplama kamplarına alınırlar. Dağda köy ve mezra boşaltmaları davam etmektedir. “Balığın yaşamaması için deniz kurutulmalı” zihniyeti ile sık ormanlık alanlar, köy ve mezralar yakılır ve yıkılır. “Yasak mıntıka” denilen dağlık alan yerleşimden arındırılır.



Açık toplama kamplarında, büyük çoğunluğu kadın ve çocuklar olmak üzere sivil, silahsız ve savunmasız halkın bir kesimi, vadi boylarında toplu imha edilir. Geri kalan kesimi ise Elazığ (Harput) ve Erzincan üzerinden kara vagonlarla Bati Anadolu illerine nakledilir.



Harekâtın başlama safhasında basılıp yakılan toplu yerleşim yerlerinden biri de Kutuderesi mevkiindeki Gevrek (Gewreka Kheji) mezrası olur. Demenanların sekiz haneli bir mezrası olan Gevrek, boşaltılmak üzere askerlerce kuşatmaya alınır. Çıkan çatışmada iki er vurulur. Mezranın sakinlerinden istiklâl madalyası sahibi, 60 yaşına basmış olan Chıvraile Kheji, oğlu Ahmet ile Kamer`i, diğer akrabalarını, kadın ve çocukları da yanına alarak çatışa çatışa dağa çekilir.



Chıvraile Kheji, 1917 yılında, Osmanlı-Rus harbinde işgalci Rus ordusuna karşı oluşturulan Dersim aşiret milislerinin “Kolbaşı”sı olarak savaşmıştır. Erzurum’un düşman işgalinden kurtulmasında Seyit Rıza ile birlikte görev almıştır. Bu savaştaki üstün başarısı vesilesiyle “istiklâl madalyası” ile onurlandırılır.



Gevrek Mezrası`nın kuşatması esnasında çıkan çatışmada vurulan iki asker, arkadaşları tarafından köyün girişindeki yamaca süngü uçları ile cesetleri örtülecek şekilde, kazılan mezara gömülürler. Sekiz haneli Khezê Qeme Mori Ailesinin yaşadığı Gevrek mezrası askerlerce yakılır.



Chıvraile Kheji başlangıçta devletle savaşma taraftarı değildir. O, aşiret kavgalarında ve I.Cihan Harbi’nde de bulunmuştur. Aşiretin ve devletin savaşma kapasitesini ve ihanetleri iyi bilir. O’nun bu tecrübesini Dersim aşiretleri içinde anlayan pek az olur. Devlet de buna fırsat vermez. Olaylar çok hızlı tırmanır.



Chıvraile Kheji’in dağdaki sığınağı yakin akrabalarınca bilinip ihbar edilince, kendisi bu yakin ihanete tepki duyarak gider teslim olur. Elazığ’daki “Dersim Davasi” yargılamalarına dahil edilir. Seyit Rıza ile Rus işgaline karşı ortak mevzilerde çarpışan Chıvraile Kheji, bu kez Elazığ’ın mahkeme ve mahpushane mekânlarını kendisiyle paylaşır. Ortak akıbette buluşurlar ve idama mahkum olurlar.



İstiklâl madalyası sahibi olması ve teslim olması dikkate alınarak Chıvraile Kheji’n idam cezası müebbet hapse çevrilir. Bir kaç mahpushanede geçen on yıllık hapis hayati, Bergama mahpushanesinde vefatı ile noktalanır. Ölümü sonrası çekilen siyah-beyaz fotoğrafı 1960’li yılların sonunda 12 kuruş (Kirvelik/ikrar) hatırına Abasanlı mahpus arkadaşı tarafından oğlu Kamer Ağa’ya teslim edilir. Ayrıca Elazığ sorgulamasından kalan iskemleli bir fotoğrafı daha vardır.



Chıvraile Kheji’yi tanıyan ayni kuşaktan dost ve düşman herkes, onu tecrübeli, akilli, dirayetli, şahsiyetli ve mert biri olarak anar. Bergama’da onunla 1944’te ayni mahpusu paylaşan Xıdê Alki adli genç Dersim sürgününün mahpus çıkışı anlatılarını, Bergama’nın Ahmet Beyler Köyü’nde oturan eski Dersim sürgünü Kaçar Ailesi’nden derledik.



Chıvraile Kheji mahpushanede ileri yaşına rağmen mahkûmların cesaret kaynağı olur. Mahpushanede ağlayan, üzülen ve bunalıma giren mahkumlara sık sık hiddetlenerek “Oğlum ben Chıvê Kheji’m. Bir çok mahpus damında yattım. İstiklâl madalyası almış kişiyim. Harplere girdim. Müebbet hapisim. Tüm aile fertlerim toplu katledildi. Düşmana inat üç gün daha fazla yaşamaya çalışıyorum. Acıyorum şu halinize. Ayıptır!” diyerek cesaret vermeye çalışır.



Chıvraile Kheji, 1936 öncesi aşiretler arası kavgalarda kardeşini öldüren efsanevi Alan aşireti silahşorlarından Wuso Mozık’ı öldüren oğlu Ahmet’in “düşman cesedini yüzüstü bırakma ve hakaret etme” davranışını şiddetle kınar. Oğluna hiddetlenerek; ‘‘Oğul! Wuso Mozık düşmandı ama mert düşmandı. Biz düşmanımızı düşmanca öldürür, dostça gömeriz. Siz Hüseyin Ağa’nın(Wuso Mozık) yüzünü kıbleye çevirip, ellerini göğsünde birleştirip, gözlerini yumup, belindeki şalını açıp üstüne örtüp öyle gelmeliydiniz. Senin ölüye saygısızlığından ötürü biz aşiretlerin içinde başı eğik gezeriz” diyerek oğlu Ahmet’i azarlar ve evden kovar.



Chıvraile Kheji, düşman da olsa “ölü hakkına” saygı göstermenin eşsiz davranışını gösterir. Düşmanın ölüsüne dair gösterdiği bu tavır, Dersim halkı arasında hala saygıyla anılır. Ve “asil” bir davranış olarak gösterilir. Chıvraile Kheji’n yakalanmasından sonra dağdaki oğulları Ahmet ve Kamer devletin ”teslim olana dokunmayız, Bati Anadolu’da arazi ve ev veririz” teklifinin ne denli samimi olduğunu sınamak için, evvela yaklaşık 60 kişilik kadın, çocuk ve yaslılardan oluşan aile grubunu teslim olmaya gönderirler. Bu grubun akıbetine bağlı olarak akabinde de kendileri teslim olmak isterler. Ancak bu aileden topluca teslim olan onlarca kadın, çocuk ve yaslı, Pülümür Vadisi’nin Sandalu deresi ile kesiştiği noktada toplu halde katledilir. Bu vahşetten arda kalan cesetlere bir kaç gün sonra tanık olan babam Hasan Cengiz, kamera kaydımıza vahşeti ayrıntıları ile anlatmaktadır. Bu katliamda ölülerin altında süngü yaraları ile sağ kurtulan Kamer Ağa’nın oğlu Kâzım ve kızı Hatice kaçıp kurtulmak isterlerken yine askerlerce yakalanırlar. Ancak bu kez öldürülmeyip garba sürgüne gönderilirler.



Çocukların babası Kamer Ağa ve amcası Ahmet, teslim olan kadın ve çocuk ve yaslılarının hunharca öldürülmeleri üzerine dağdan inip teslim olmaktan vazgeçerler. Yıllarca gerilla taktiğiyle orduyla çarpışırlar. Artık dağdaki zorlu yaşam, sürgün, hapis, vadi boylarında kurda kuşa yem olmuş cesetler, aile dramının panoraması olmuştur.



Nazımiye(Qısle) ilçesi Sov Köyü’nden Ferato Areyiz, Chıvraile Kheji ile Harput Mahpusunda ayni koğuşu paylaşanlardandır. O’nun bize anlatımına göre kendi rızası ile teslim olan Chıvraile Kheji, aile efradının basına gelen bu korkunç katliamdan sonra hep teslim olmaktan duyduğu pişmanlığı dile getirirmiş. İleri yaşına rağmen “keşke son kurşunuma kadar dağda kalıp savaşsaydım” deyip, mahpus damında yaralı bir aslan gibi inler, inler dururmuş.



Bu ailenin savaşçı fertlerinden Chıvraile Kheji, oğlu Hemedê Chivrail(Ahmet) ve diğer birkaçı için aşiret kavgası ve Dersim faciası dönemlerine dair yöre halkınca yakılan birkaç anonim ağıt kayıtlarımız arasında olup hala dillerdedir.



Darmadağınık, tufan faciası geçiren aileden Hemedê Chıvrail, 1942’de dağda vurulur. Kardeşi Kamer Ağa(resimdeki) ise yıllarca süren dağ yaşamının akabinde teslim olup birkaç yıl Pax’da kaldıktan sonra 1947’de çıkan aftan yararlanarak yabana ve harabeye dönen köyüne geri döner. Yeniden evlenir. Garba sürülen ve on beş sene sonra tesadüfen bulunan oğlu Kazım’a da kavuşarak Gevrek’te yaşamın tohumlarını yeniden yeşertmeye çalışır. Sürgündeki kızı Hatice ile 25-30 yıl sonra buluşur. Hatice’nin dramı Serçe adli romana da konu olur.



1949’larda Kamer Ağa, Gevrek’teki mezrasının girişindeki yamaçta “Garibin mezarı” dedikleri, 1937’de kendileri ile çatışıp vurulan iki askerin gömülü olduğu mezarın toprağının aşındığını ve cesetlerden arta kalan kemiklerin ortaya çıktığını görür. Yaşamlarını alt-üst eden bu facianın karşı cephesindeki sorumluların üzerlerine sürdüğü o zavallı halk çocuklarının açıktaki kemiklerine acı acı bakar. Gözleri yaşarır. Mırıldanarak: “Ğerive mı! Fıqarê! bê ma u bê pi! Astê sıma bi nasıvê hardê dewreşi, yé ma bi werdê verg u lüyu. Bi boka şeli” (Gariplerim! Zavallı annesiz ve babasızlar! Sizin kemikleriniz kutsal toprağa nasip oldu. Ama bizimkilerin kemikleri kurtlara ve tilkilere yem oldu. Sel sularına kapıldı) dedi.



Kamer Ağa eliyle gözlerinin yaşını siler ve evine döner. Ölü askerlerin kemiklerinin durumunu hanımına anlatır. Evden kazma ve kürek, iki metre temiz bez parçası alır. Hanımı ise ölülerin ruhu için verilecek helva ve yakılacak mum hazırlığına girişir. Kamer Ağa, hanımı Fatma ile birlikte “gariplerin mezarı”nın başına geri döner. Derince bir mezar kazarlar. Kemikleri topraktan ayıklayıp temiz bir bezin içine koyarlar. Kazdıkları mezara yerleştirirler. Üstünü toprak ile kapatıp baş ucu taşlarını koyarlar. Kamer Ağa hanımına dönüp: “Xatu! wodetê made mor ke moru eke kışiya, cendeg tij verra nê verdino. Cendeg gereke eve lopê wele morbiae vo. Cendege ye ma bi werdê mor u mılawınu. Astê na ğerivu kaê kutıku nêvê.” (Hanim! Töremizde yılan bile öldürüldüğü zaman cesedi güneşin altında çıplak bırakılmaz. Bir karış toprak ile mutlaka örtülür. Bizimkiler kurda kuşa yem oldu. Şu gariplerin toprak yüzeyine çıkmış kemikleri bari köpeklerin oyuncağı olmasın) der.



Devamında ise “Qarê insoni barê insonio, hata axrete phoşt nê beno” (Şu üç günlük dünyada kahır ve kin insanın sırtında ağır yüktür. Ahrete kadar taşınmaz) der. Kamer Ağa`nın hanımı Fatma mezarın başucu taşlarına mumları yerleştirir. Hazırladığı helvadan bir kaç parçayı ruhlarına binaen mezarlara bırakıverir. Sonra evlerine geri dönerler.



Kamer Ağa Gevrek`teki yaşamı boyunca yol güzergâhındaki “gariplerin mezarı” nın çevresinin pisletilmesine izin vermez. Gözü bu mezara ilişince “Ğerive m!” (Gariplerim) diyerek iç çeker ve acı acı bakarak geçip gider. Çünkü o, askerlerin emirkulu olarak üzerlerine sürüldüğünü iyi biliyordu. Ölüm ve ayrılığı, zulüm ve kalleşliği de…



Kamer Ağa’nın Gevrek’te geçen 95 yıllık ömründe acılar peşini bırakmaz. 1974 Kıbrıs Harbi’nde bu kez oğlu M. Ali ağır yaralanır. Devletçe “gazilik” madalyası ile onurlandırılır. Tunceli Harp Malulleri Derneği Başkanıdır.



1980–92 yılları O’nun için yine zulüm ve işkence yıllarıdır. 1980 askeri darbesi akabinde üç oğlu ve torunu, 12 Eylül’ün işkence tezgahlarından geçerler, hapis yatarlar. Kamer Ağa bu 12 yıllık süreci, işkence merkezleri, adliye koridorları ve hapishane arasında mekik dokuyarak, evlatlarının akıbetini takip ederek geçirir.



Kamer Ağa, 40 yıl sonra yamaçta gömülü olan “gariplerin mezarı” üstündeki toprağın aşınması neticesinde kemiklerin yine ortaya çıktığına tanık olur. Bu kez kemiklerin gömülmesi vazifesini 1980’li yılların ortalarında işkence gören ve hapisten çıkan oğulları Hıdır ve Hüseyin’e verir. Oğullarına hitaben: “Evlatlarım! O gariplerin kemikleri toprak aşınması sonucu yine ortaya çıkmış. Yazık ve günahtır. Köyün köpekleri görürse kemiklerle oynarlar. Gidin o kemikleri temiz bir bezin içine koyun. Derince bir mezar kazın ve gömün. Başucu taşlarını koyun, rahmet dileyin gelin. İhtiyarlıktır artik takatim yok ki gömeyim” der.



12 Eylül Cuntasının işkence ve mahpus hayatından yeni dönen Hıdır ile Hüseyin, temiz beyaz bir bez parçası, kazma ve kürek alarak “gariplerin Mezarı”na giderler. 40 yıl evvel baba ve annelerinin yaptıkları defin işlemini tekrarlarlar.



Kamer Ağa’nın çevresinde, bunca çileye rağmen iki kez “gariplerin mezarı”ndaki kemikleri gömmesi ile ölüye gösterdiği saygı ve olgunluğun nedeni sorulduğunda, o hep “yisu hata nê vêso nê pêseno” (İnsan yanmayınca olgunlaşmaz) diyerek hayatin cenderesinden geçmiş tecrübesini konuşturarak cevap verir.



Kamer Ağa’nın yaşam çizgisinde farklı dönemeçler vardır. Resmi düzenden yediği sürgünler yetmemiş gibi, bir de bilinen “Kürt Örgütü”ün sürgününe maruz kalır. “Yılan soktu, akrep de ardı sıra soktu” diye bir halk deyimi vardır. İşte tam da böyle oldu. 1988’de bölgede yaşanan “orman kesimi” meselesinden ötürü yörenin odun müteahhitlerinin şantajı ile örgütçe sürgün edilir. Ölümüne koruduğu Gevrek Ormanlarının kâh devlete ve kâh örgüte yaltaklanan müteahhitlerce pay-i mal edilmesine izin vermediği için… 7 aylık sürgününü, bir zamanlar babası Chıvraile Kheji’n de mahpus kaldığı Elazığ ve Bursa illerinde geçer. Sürgün sonrası kendisi ile görüştüğüm Kamer Ağa;

“1938’de 7 yıl dağda kaldım. Elimizde silah vardı. Vurduk ve vurulduk. Ailemiz büyük bir felaket yaşadı. O zor ve acı yılların çilesi zoruma gitmedi. Devletin elinde silah bizimde elimizde silah vardı. Ama şu yaşlılıkta eli silahsız yedi aylık sürgün çok zoruma gitti. Öldüm öldüm dirildim. Geceleri başımı yastığa koyduğumda kutsal dağlarımızdan Jele, Sultan Baba, Düzgün Baba ve 38 Dersim Savunmamız, gözümün önünde film şeridi gibi gelip geçiyordu” dedi.

Kendi ana dili ile “Nafu kewrae mı na khaleni de na tazal-tuzali, ma hermetura kerdime bêter.” (Kirvem bu yaşlılıkta şu çoluk- çocuk bizi kadınlardan beter etti) diyerek, yaşlılıkta uğradığı haksızlığı, yörede gelenek icabı silah taşımayan kadınların durumuna benzeterek, haksızlığa uğrayıp savunmasız kalışını, bir şey yapamamanın çaresizliğini ve sitemini ifade ediyordu.



Ama acılar bununla da kalmıyordu. Adım adım Kamer Ağa’nın izini takip ediyordu. 1992’de politik bir örgütün saflarına katılan kızı Yıldız, Artvin’de bir pusuda vurulur. Cenazesi kendi köyünde aile mezarlığına defnedilir. Bir yıl sonra da gelenek icabı başucuna mermere kazınmış künyesi ile mezar taşları dikilir.



1994’te köyleri ve ormanları yakan helikopter takviyeli özel timler, Kamer Ağa’nın aile mezarlığına giderler. Yıldız’ın mezar taşlarına hitaben “teröriste bir de anıt dikmişler ha!” diyerek mezar taşlarını param-parça ederler. Her parça mermeri de bayır aşağı savururlar. Kamer Ağa’nın köyünü bir kez daha yakar ve geçer giderler. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi esiğine gelen bu hukuk davası sanırım devam etmektedir.



Onca haksızlığa rağmen Kamer Ağa’nın ölü askerlerin kemiklerine, “gömülme hakkına” saygısı bana Antik Yunan Mitolojisinde “gömülme hakkı”nı savunan ve ölüme mahkum olan Antigone’nin davranışını anımsattı. Antigone’nin iki kardeşi vardır. Eteokles düşman ordusu Thebailer’in saflarında kral olan kardeşi Polyneikes’in yurduna saldırır. İki ordu ve iki kardeş çarpışır. Savaş neticesinde iki kardeş de ölür. Yerine Antigone’nin amcası Krone kral olur. Kral, Polyneikes’i tören ile gömer. Kardeşi Eteokles’i ise ihanet ettiği için gömmez. Gömenleri de ölüme mahkum edeceğini ilan eder. Antigone, kralın emrine rağmen “ihanetçi de olsa ölünün gömülme hakki vardır. Bu kutsal görevdir” diyerek, Eteokles’in cesedini avuçlarla taşıdığı toprak ile gömer. Ve de ölüme mahkum olur.



Bu, ölüye ve “gömülme hakkı”na saygının öyküsüdür. Antik dönemden beri süregelen geleneğin günümüzdeki izdüşümüdür. Bu, evleri yakılan ve yıkılan, dağa sürülen, istiklal madalyası sahibi babası mahpus damlarında çürütülen, teslim olmuş kadınları, çocukları ve yaslıları topluca katledilen, kardeşi dağda yanı başında vurulan, 7 yıl dağda aç ve perişan yaşayan, yanı başındaki çocukları böğründe süngü yarası taşıyan, gazi madalyası sahibi oğlu, diğer oğulları ve torunları hapis ve işkenceye maruz kalan, kızı vurulan ve mezar taşı parça parça edilen, köyü yakılan ve devletle barışık olmayan “acıyı bal sıratı yol eyleyen” Kamer Ağa’nın ve Türkiye devleti askerinin “gömülme hakkına”, ölüye karşı insani ve ahlâki tutumunun öyküsüdür.



Bu, bir o kadar da “devlet baba” denilen güç ve kudret sahibi kurumun, ülkesinde ulusal ve uluslararası yasalarla garanti altına alınmış ölünün “gömülme hakkına” karşı tutumunun, yaşam hakki ve konut hakkına karşı tutumunun da öyküsüdür. Tarih, ölüye ve “gömülme hakkına” karşı kral Krone ile “Devlet Baba”yı aynı tutumda, Antigone ile Kamer Ağa’yı başka bir tutumda buluşturuyor. Antigone ölüm cezasına rağmen kardeşinin cesedini gömer. Kamer Ağa onca acılara rağmen düşmanının kemiklerini gömer. İkisi de ölüm ve nefreti yenerek “gömülme hakkına” saygı noktasında buluşurlar. Ailece çok yakinen tanıdığım Kamer Ağa’nın bu saygın, ahlâki ve insani tavrının önünde saygıyla eğilerek ve bu tutumu ülkemizin halkları ve diğer halklar arasında çoğaltmak temennisi ile…


KAYNAK: http://www.gomemis.com/portal/haberdetay.asp?ID=81
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
DERSiMiN ONUR SAHiPLERi
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
FORUM :: DERSIM FORUMU-
Buraya geçin: